‘’ Film gibi arkadaşlarla bir ada hatırası’’ 

Uzun uzun İtalya seyahatimizden bahsetmek isterdim.Ama bir el kremi bile alamadan geldik oradan buraya.Gördüğümüz yer tiyatro-otel ve yine tiyatro.Birde Corso Boinesaires deki Ev yemekleri yapan sıradan mı sıradan lokanta. Bazı arkadaşlar!rejimde diyerek spagetti bile yiyemeden,bir şarap içemeden döndük oralardan.Ben ne yapar ne eder vakit ayrırdım.Tuzsuz ne kelime efendim,tatsız tuzsuz geçti hevesle gidilen Milano vakitsizlikten.Sonradan uçakta dönerken birbirimizi avutmaktanda  geri kalmadık.İyi ki çıkamadık paramız cebimizde kaldı.Ya da kredi kartlarımız dibe vurmadı.Milano’da alışveriş uyuşturucu gibidir.Çok biliriz extra bagaj öderken parası çıkışmayıp oracıkta birbirine yardım eden sonrada dost kalan insanları.Ama oyun muhteşemdi salon 350 -400 kişilik çok donanımlı sahnesi olan yeni açılmış bir tiyatroydu.Fakat insanların alternatif tiyatroya ait merakları ve ilgleri görülmeye değerdi.İzleme fırsatını bulduğumuz tek oyun Hollandalı bir topluluğa  ait grotesk bir  Rome ve Juliet yorumuydu.Detaylandımayı ısrarla istediği için Binnaz’a bırakarak ,niyetlendiğim üzere her  zamanki hafif mektubumsu yazılarıma bir ada hatırası yazarak devam etmek istiyorum. 

Yalvardım bir gün daha bekleyinde bende gelebileyim diye ,yok nuh dediler peygamber demediler.Karar vermişlermiş….Sonuçta beni yeni oyunun(adı sürpriz bu da size inceden bir tüyo olsun)sponsor dosyalarının arasına gömüp.Yol yorgunluğu vesaire  demeden  ada yolunu tuttular.Bunlar gerçektende gaddarlar. 

 

 

Kocasını,sevgilisini kıskanmak gibi huylarım olmadı hiç ,ama dayanamam sevdiklerimin bensiz bir şeyler paylaşmasına. Başrolde olmasam bile,  yardımcı bir kadın oyuncu olarak(bu kadar aktristin arasında bir dramaturgun haddine mi düşmüş)orada olmalı ve olaya, eğlenceye, kedere her neyse vakıf bulunmalıyım.Vapurdan başlayarak yemekte,yürüyüşte ve hatta meditasyonda süren telefon tacizlerim işe yaradı.ve üç gün sonra beraber tekrar gitmenin sözünü alarak bu duruma son verdim. 

Zaman zaman şehrin gürültü ve kaosundan uzak olarak adada yaşamayı tasarlamışızdır olmayacağını bile bile.Birdenbire ağzımdan dökülüverdi yaz için adada bir ev edinme fikri ve Bino ile Seda resmen balıklama üzerine atladılar hayrettir.Senelerdir yalvarıyorum.Niye evlenipte buralardan elin Fransalarına gideceğim bir yazı seçtiniz bunun için bende anlamadım. Tüm vapur sayahatimiz yazı planlmakala geçti.Ha ada ha şehir ne farkeder diyen Binocuğum bile havaya girmiş,bu heyecana katılmıştı.Kendisinin tohumları adada atılmıştır.Yani ana rahmine düşüşü adada geçen bir yaza rast gelmektedir.Bundan dolayıki bazen sabah gözünü açıp kimselere söylemeden atar kendini adaya ararsınız ararsınız bulamazsınız.Akşam canının istediği bir saatte çıkar ortaya oksijenden esneyen bir sesle.Ama yinede onun için asla bir arınma mekanı değildir Büyükada.Adadır yani.o kadar. 

Canan içinse Allah’ın unuttuğu bir yer kadar bakir el değmemiş,doğa harikası,üzerine söz söylenmez,özel mistik ve ne arasan işte öyle bir cennet köşesidir.Daha doğrusu kendini böyle kandırır.Ada’nın Seda’yı ilgilendiren kısmı İstanbul sosyetesinin sık görülen yakışıklılarının beyaz keten gömlekleri ve yanık tenleri ile kendilerini gösterdikleri Büyük kulüp geceleridir.Bunadan dolayıdır ki bizim en dandik eşorfmanlar ve lastiklerle gittiğimiz bu gezilere Mos dan henüz fırlamış saçlar,full makyaj ve feminen takımlarla katılır ve güzelliğiyle önce  vapurdakileri daha sonra adada sahil lokantalarındaki garson ve komilerden başlayarak tüm ada erkeklerinin gençlik rüyalarından itibaren unutamayacağı,antropoza girerkende bir numaralı üzüntülerine kapı açan bir kara  serap edasıyla büyük klübün ve tüm erkeklerin kalbini fetheder.O şeftalili martinisini özenle parlatılıp rujlanmış dudaklarıyla ağır ağır yudumlarken biz kanter içinde toza toprağa bulanmışsızdır bile adanın tepelerinde…İşte bunları konuşa konuşa ve bir haylide gülüşe gülüşe vardık adaya..  

Bazı insanların doğuştan ‘’ ballı’’ olduğuna inancım asla bitmeyecek.Ben en zorlu günlerimde yanıma refakatci olarak Binoşumu almaya gayret etmişimdir daima.Açılmayan kapılar açılır,umulmayan projeler satılır,iyi olacak hasta olarak ayağımıza değil dr ordinaryuslar,profesörler gelir.(Hatırlatırım Yıldırım Mayruk hikayemizi)Deste deste para dökerek yapacağınız işler bir tatlı dile bir güler yüze hallolur.Bunun en pes dedirten örneklerinden birinide bu ada maceramız esnasında yaşadık.İnanılmaz….Bisikletciye doğru yürüyoruz ve yüzünde inanılmaz ışıyan bir gülümsemeyle ‘’işte böyle bir ev olması lazım’’ dedi büyük bir sevinçle.Hoppala.Elalemin evi nerden çıktı şimdi vsvs demeye fırsat bile bulmadan Binnaz evin etrafında tur atmaya başlamıştı bile.Bir taş evdi.Çok kendine has ve oldukçada bakımlıydı.Bahçesi özenle şekillendirilmiş ve begonyalar ekilmişti.’’Üst katta perde yok’’ dedi sevinçle ‘’kiralık olabilir’’Bir kiralık levhası yoktu.Olsaydıda muhakkak çok pahalıya patlardı bize çünkü Hem inanılmaz merkezde hemde oldukça bakımlıydı.Benim aklımda mütevazı bir ara sokakta sonradan yapılma bir apartmanın giriş katı vardı açıkçası.Çünkü kimsenin aklındada cebindede buraya dökecek fazladan balyalar yoktu.Ben bunları düşünüp bir yandan gerçektende hem sade hem müthiş albenili taş evi seyredip  kendimi kaotik ama tatlı bir rüyada hissderkern 10 dakika sonra bahçe katında oturan Nihat bey ve Dalya hanımın balkonunda elimdizde harika köpürtülmüş  türk kahvelerini yudumlarken bulduk kendimizi.Nihat bey sonradan restore ettirdikleri bu taş ada evinin sahibiydi Dalya hanım ise eşi.Bizi 40 yıllık dostlarıymış gibi karşıladılar.düşünsenize 5 kız kapınızı çalıyor ve içlerinden biri o kocaman gülümsmesiyle(her zaman gülmediği için pek değerlidir)Üst kat da sizinmi kiralık mı diyor? Ve belkide yıllar boyu sürecek  bir dostluğun temelleri atılıyor.Hayat böyle güzel bir şey zaten.Canan Dalya hanımla transandantal meditasyon üzerine derin bir sohbete dalıyor.Biz Nihat Bey’in Üç adet nefis Hoca Ali Rıza’sını incelemeye koyuluyoruz.Sohbet sohbeti açıyor ve biz bu insanları seviyoruz yahu onlarda bizi seviyor.Tüh diyor Bino kalkmaya yakın.keşke bu kadar hoş olmasaydı sohbet.Biz buraya ev  için gelmiştik ama artık bitti ne yazık. Çünkü dostlarla para konuşmak benim adetim  değil. Zaten biz arada gidip geleceğiz aklımızdada daha mütevazı bir yer vardı.Seda da destekliyor Binoyu, zaten grubun çaçaronu benimdir.Anlaşma  maddelerini,para işlerini talep edilen her ne varsa her şeyi bana yıkar haberleri yokmuş gibi köşelerine çekilirler.Hayatın gerçekleriyle boğuşup yorulmaksa bana düşer.Seda bundan sosyal bir sevimszlik olarak kaçarken.Bino tamamen sevmeme (sık sık lidyalıara küfreder içinden:) dışından asla:) )ve reddetme psikolojisi ile iteler.Ama bu hayat dünya hayatıdır bunları konuşmak anlamak bana kalır.Neyseki bu durumdan Nihat Bey’in güler yüzlü tavrı çekip çıkardı beni..Ve sevimli evi gezerken ‘’siz söyleyin..ne kadara kadar bir yer arıyordunuz’’diye olanca samimiyeti ile sordu’’Buna verecek tek yanıtımız yoktu elbetteki , kimse böyle bir soruyu yanıtlayamaz en azından edep eder.Sonra kendi sorusuna kendi verdi yanıtı.Ve Çok mütevazı bir semtte mütevazı bir giriş katına denk gelebilecek aylık kirayı.Bence bu kadar eder diyerek söyleyiverdi.Seda bir kahkaha patlattı,Bino olurmu canım öyle şey şaka ediyorsunuz dedi buna karşılık eski bir istanbul beyefendisi olan 65 yaşlarındaki Nihat bey büyük bir mutlulukla gülümseyerek bazı karşılaşmaların değerinin para ile karşılığının bulunmayacağını söyledi.Oradan ayrılırken hafta içi anlaşması yapılamak üzere el sıkışılmış.Hayalimizde bile olmayan sezonluk bir evimiz  vardı.Film dünyanın film insanlarıyla hikayeye benzer bir çok günden biri daha başlamıştı.Ve anlatmaya kalksak bizde bunlardan çok vardı .İnanın..çok vardı.. 

Aya Yorginin 23 nisana denk gelen her dileğin kabul gördüğü geleneksel gününü kaçırmıştık.Seda bu güzel kahve sohbetinden sonra klübün yolunu tuttu bizse bisikletlere atlayıp adanın mis gibi,yemyeşil kokan,her şeyi unutturan ılık rüzgarlı sokaklarında dolaşmaya başladık.İşte en sevdiğim andı bu onlarla paylaştığım.Hepimizin birbirinin sessizliğine saygı duyduğu.Yanyanayken iletişimi sıfra indiren herkesin kendi beyninde kimbilir nelerle ,kimlerle geçirdiği çıt çıkmadan geçen iki saatin sonunda Deniz Tepede  Bino aniden bisikletinden indi ve ”çıkıyorum ben ”dedi.Deniz tepeden Aya Yorgiye tırmanmak yürüyerek 1.5 saatinizi alır.Bu yolun aldatıcı bir hali vardır.Aya Yorgi size enfazla 5 dakika mesafede gözükürken çık çık çık bitmez ve bence insanın buraya çıkarken kendiyle başbaşa kaldığı yolculuk en büyük terapiye eş değerdir.Nazlanan Canan’ı üzülerek dil burnunda bırakarak muhteşem tırmanışa başladık.Pedikür bozulma kaygısı gütmeden çıkardığımız ayakkabılarla yalınayak tırmanıyorduk manastıra.Buraya çıplak ayak çıkanların her dileğinin kabul göreceği inancı vardır.Çıplak ayak evde bile dolaşmaya alışık olmayan ayaklarımıza aldırmadan,bu acı,hijyen kaygısı ve tuhaf duyumsamayı düşünmeden ve hatta konuşmadan çıktık aya yorgiye.Bazen konuşmamanın ve uzun uzun susmanın bir büyüsü vardır.Sessizce girdik manastıra..Tasavvuf aşığı,namazında orucunda(Ahmet Kemal Şenpolat’ın kendisine taktığı isimle NEO MÜSLÜMAN J) Bino bakire meryemin önüne kanter  içinde diz çöktü.Bende tam yanındaki ağaç banka iliştim.Burada bir kez daha anladım ki Allahla konuşmanın mekanı yoktu.o kilise  o an ,o insanlarla ve o büyüyle herşeyden çok benimdi.Ellerimizin arasına aldığımız başlarımızı hiç kaldırmadan dakikalara sustuk.Dualarımız aklımızdan geçirdiğimiz düşüncelerimizdi.Her şey öylesine büyülüydüki biz birbirinin her şeyini bilen biz….Orada birbirimizin aklından geçenleri bilmek asla istemedik..Ve bu konu üzerinde bir kez olsun konuşmadık.

Küçük kır lokantasnda yediğimiz sessiz ama leziz yemekten sonra  o zor tırmandığımız tepeden aşağıya kendimizi iki küçük kız çocuğu gibi salarak faytonlara ulaştık.Huzurluyduk mutluyduk ve güzeldi her şey!Cananı gittiği meditasyon evinden topladık İlkin sonra Klüpte sosyalleşenJ Seda yıda alarak iskeleni yolunu tuttuk.Güzel yerinde bir  zafer işaretiyle ifade etti Bino günü.Harika bir gündü yaşanan ve bu sezon adada düşünmediğimiz kadar güzel ortak kullanılacak  bir evimiz vardı.Tüm vapur seyahatimiz yazı planlayarakk geçti.Seda gardrobundan götüreceği parçaları düşünüyor.Canan Nazım beyin meditasyon evinde geçireceği seansları planlıyor.Binnaz’da her zamanki arızasııyla ben ayda üç gün anca geliim Evi boş isterim diyordu.  Bense sevgili takımımı izliyordum hayran hayran..Onları bırakacak olmanın hüznü bu üç ayrı kadın portresini izlerken içime akan göyaşlarına dönüşüyordu…. Size tavsiyem gidin adaya..Hele ki yanınızda benim gibi ’’ Filmden arkadaşlar’’ınız varsa….. 

Hale Günışık

İSTANBULSANAT 10  mayıs 2007