Esssss O Essss
Mayıs 22, 2007
Hikayenin adı esss o es ..Şu anda yazmaya başlıyorum.Esinlenilmiş bir yaşanmışlık ya da sıçrama noktası falan yok.Yokluktan çıktı aslına bakarsanız..Sahici olan şeylerin peşine takılmış bir düş kahramanının anılarından bir kesit sadece.içerisinde derslerde var elbet ya da ‘’yazarın bize söylemek istediği şey’’derler ya ondan da bulabilirsiniz zorlanmadan.Aslında komik sayılabilir.
Güldürürken düşündüren oyunlar tavsiye ettiler okullarda çoccuklara..Oysa oyunlar güldürürken öldürüyordu da bazen..Bilemediler..Neyi mi? korkmayın canım sizi değil.Biz nedense kişilerin ölüm hallerini ciddiye alırız sadece genellikle,oysa her gün nelerimiz ölüyor…Hepsi kendi içerisinde bir dünya,hatta kocaman bir evren..Korkunun bile ölmesi ne büyük kayıp bu dengeler zinciri için..Oysa biz sevgiyi,aşkı,anlayışı,şefkati öldürüyoruz hergün yüzlerce kez..
Yürürken bir şarkı mırıldanıyordu.Çok iyi bildiği bir şarkıydı.Bazı şeyler doğarken içinize yerleştirilmiş gibidir.Eliniz gibi,sesiniz gibi her daim tanıdıktır.Unutulur giderler belki hayatın çabalayan,çalışan çarkları arasında, ama tekrar bulduğunuzda hala sizindir. Yürünen tüm yollara seyredilen tüm filmlere karşın istridyedeki bir inci kadar katıksız sizden başka kimsenin kokusu olmaksızın üzerinde sizi beklemiştir.Gördüğünüz ilk an yüzünüzü ve içinizi ısıtan sıcacık bir gülümseme yayılır dudaklarınızdan evrene..İşte herkesin böyle bir şarkısı vardır.O da yürürken bir şarkı mırıldanıyordu..Ne olduğunu kendiside bilmeden..Rüzgar arkasında kalmıştı ve tanıdık bir kokuyu düşlüyordu yaza dönük sakin bir akşamda.Yürürken taşları saydı tek tek saydıkça unutuyordu,unuttukça sayıyordu..Yürüdü yürüdü yürüdü..Sayarak yürüdü yürümek çok güzeldi.
Yürürken bilmek istemediği her şeyi unuttu.Yıllar sonra oturduğu bank hafif nemliydi.Yorgun değildi.Sadece oturmayı denemek istiyordu.Sırtı bir rüzgarla üşüdü.Sağlama almak isteğiyle çöktü banka… Oturmak düşünmeyi gerektirir.Oturup düşünmek daha kolaydır.O yüzdendir ki oturmak zordur.Yürürken akıl durmaz kutsunda,seyahatlere çıkar,bizden ayrı düşüncelere ,eğlencelere takılır çoğu zaman..Eğer düşünmek istemiyorsak oturmamalıyız…Gerçekten…deneyin de görün…
Zaman..bize bedavadan verilmiş olan ,sebil gibi cömertce haradığımız zaman soracak bize kayıtsızlığımızın hesabını.Artık yüzünde çizgiler var bak dedi kendi kendine..Durmaksızın yürürken hafif kırışmışmıydı ne?Daha önce bir tane bile yoktu.Küçük belirmeye başlayan o çizgiler,geçmiş yürüyüşü hakkında belgeler taşıyor, hatta sinsice ihparda bulunuyordu.Kocaman pembe bir aynaya son kez baktı,sonra fırlattı attı.Artık aynayada bakmayacaktı,çünkü aynada yalandı…Bunu gerçekten yapmak isteyip istemediğini düşündü bir an severdi makyaj yapmayı saçları ile oynamayı,yüzünü seyretmeyi….Kısa bir an daha düşündü.Aldı aynayı eline son kez ,bir kere daha baktı belkide unutacağı yüzüne.. O yüz ki zaten onun değildi.Böyle bir kandırmacayla ömür nasıl geçerdi.Emanet bir bedene hayranlık nereye kadar sürerdi.Bu kendikendini kandıramya son vererek,gerçekten kendine ait olanlara harcamaya karar verdi zamanı…Ama önce bulmak lazımdı bunu,işte o an miladı oldu.Şimdi tek amacı gerçekten kendine ait olan bir şey bulmaktı..
Çocukluğuna döndü anılarına,en gerçek onlardı.Sonra sanki her şey yalandan oynatcılar tarafından yönetilen kuklalara dönüşmüştü.Kendi iplerini en çok çocukluğunda elinde tuttuğunu gördü hayretle.Bunu aha önce hiç düşünmemişti.Bu hayret onu gülümsetti.İstemediği şeylere posta koyup giiiiiiiiiiiiiiitttt dediği çok olmuştu çocukken.POLİTİK bir takım şeker görünme kaygıları hiç ama hiç yoktu düşüncesinde.Neyse oydu işte.Sevdiklerine sarılıp sevmediğini edepsiz bir çığlık eşliğinde umarsızca iteleyiveriyordu o zamanlar.Kişi,yemek,olay,mekan fark etmiyordu..İtiyordu veya alıyordu içeriye..Ne büyük bir lüks…..ipleri sadece kendi ellerindeydi o zamanlar..Umutla düşündü acaba çocukluğu gerçekten kendisine mi aitti?Sonra artık çocuk olmadığını hatırladı tatsızca..Eğer çocukluğu kendisine ait olsaydı,onu ömür boyu saklamak isterdi..Oysa sormadan geçmişti yıllar..Artık çocuk değildi. O halde çocukluğu da kendisine ait değildi.o da her şey gibi bir aldatmacaydı.Bu hayatın güzel ilüzyonlarından biri belkide en güzeliydi.Ama bu da fos çıkmıştı işte.Çocukluğunuda elde var sıfır olarak eksiler hanesine yazdı.
Birden düşleri geldi aklına.Uçsuz bucaksız..Sorgusuzca serbest bıraktığı hayal gücü ona hiç ihanet etmemişti.Aksine bu sayede kolay tadılmayacak lezzetlere doymuştu..Sank başka birinin kulağına fısıldadığı şiirler,yazdığı yazılar,içindeki milyonlarca kadının hatta insanın diyelim dile getirdiği oyunlar,oyunlarda dönüştüğü sayısız hayatlar bilirdiki hayalleriyle hayat bulurdu.Bunu hiçbir zaman yadsımadı,küçük görmedi.Dışarıdan öğrendiği her şey sonrasında yer alırdı.Önce hayalleri vardı.Düşleme yetisi onun en en büyük hazinesiydi..Gerçekten böyleydi.Umutlandı..sevindi..Ne şanslıyım dedi kendi kendine..Hiç düşlememiş olan ne çok insan vardı,bu lezzetten habersiz.İçi kocaman oldu sonsuz bir mutlulukla,çalan telefonla irkildi sonra.Telefondaki muhasebecisiydi.Önce vergi dairesine uğraması gerekiyordu,sonra notere uğrayıp bazı işlemler için ona vekalet vermesi lazımdı.Ve vergi dairesine uğramadan bankaya gidip ödenecek tutarları çekmeliydi.Telefonu kapatıp oturduğu yere dönerken gereken paranın bankada olup olmadığını düşündü,Birden kafasından bu fikri attı.Tamda en güzel yerinde kalmıştı.Galiba hayallerim gerçekten ‘’benim’’ diye düşünürken.Bunun kocaman bir yalan olduğunu burnunu levhaya çarpmış kadar net hissetti.Hesaplar,kitaplar ve bilimum kırtasiye orada tam karşısındaydı.Öğle tatili olmadan resmi dairelerde olan işlerini tamamlamalıydı.Gerçek hayat tüm griliği ve sevimsizliği ile karşısındaydı işte.Hayaller hayaldi…Sadece o bilirdi.Kaydıda yoktu üstelik.Olsaydı muhakkak ona ait olacaktı.Ama yoktu.Bu olasılığıda attı aklından..
Ne büyük bir atlama nasıl bir yanlıştı bu.Böyle ahmaklık olmaz dedi kendi kendine.İnsanlar vardı sahip olduğu.Kan bağı olanlar ya da olmayanlar gerçekten farketmiyordu..Bu hayatta onun olan insanlar vardı.Bilirdi tek üzüntüsüne içleri sızlardı.Bilirdi onu kendilerinden daha çok düşünecek,koruyacak,gerçekten seven insanlar vardı.Bu hayatın sayılı zamanlarını onlarla geçiriyordu.Onlar birbirlerine ait insanlardı.Annesi,babası,sevdiği bilimum arkadaşları,sevgilisi,taa çocukluktan tanıdığı hayatından hiç çıkmamış hiçbir şeye değişmeyeceği arkadaşları,emek verilmiş dostlukları fotoğraf fotoğraf aktılar gözlerinden.Bu akan fotoraflar arasında bir tanesi vardı ki,yüreğinin içinde ve en derin yerinde yaşadıı müddetçe içini kanatan çözümsüz bir düğüm olarak kalacaktı.Onunla geçirdiği her değeri farkedilmemiş saniye ona yeni bir ağrının kucağına atıyordu.Gözyaşları hem yanaklarına hem içine akarken,kaybettiği bu sevgili varlığı düşündü.Ellerinin arasından çaresizce kayıp gideceğinin sinyalini onu kaybetmeden önce bir rüyada görmüştü.Ölümünden 5 sene önce.Ne tuhaftırki 5 sene sonra kare kare yaşamıştı olanları.Allahtan bu etkisinden bir hafta çıkamadığı rüyayı o can yanmasıyla annesine ve yakınlarına anlatmıştı.Onlarda kendisini ömrü uzamış diye teselli etmişlerdi.Sonra, beş sene sonraysa yinelenen film karesi gibi aynı birebir karelerle yaşamıştı işte herşeyi.Sanki Tanrı sırf hazırlıklı olsun diye içine o acının tadından koymuştu biraz.Aşı gibi yani.Mikrobun kendisidir aslında..Bağışıklık kazanmaya yarar..Aynen öyle hazırlanmıştı bu ölüme.Bir gece ani bir telefonla uyanmış ‘’düştüğü’’ haberi gelmişti.Ayakta sapasağlam dururken,hemde hayatta sağlamlıkla özdeşleştirdiği o insan aniden ne olduysa yere düşmüştü.Sonra o kabus başladı.Hemde gerçek hayatta bu kez insanlarla birlikte koşma ve çözme hatta çare arama zoorunluluğu olduğundan rüya o kadar can yakmyordu.Bu kısmı iki sene sürdü rüyanın..İki sene süren bir karabasan..Bir gece aniden kabusa dönüştü..Gözlerinin önünde bu dünyada en çok sevdiği o insan hayata son kez baktıktan sonra bir daha hiç göremeyeceği ,hiç konuşamayacaı başka bir hayata geçmişti.İlk kez ölümü birebir ve an an yaşadı…Sonra salonda toplandılar.Dostlar geldi.Hepsinin oturdukları koltuklar,söyledikleri cümleler 5 sene önce gördüğü rüyanın aynıydı.Dejavu diye düşündü ama değildi.Bir an annesiyle göz göze geldi..Gözyaşlarının arasından hayretle salondaki insanlara bakıyordu.’’Sana bir şey söyleyeceğim dedi.Kadın sözün kesti’’Biliyorum’’dedi..’’Biliyorum’’Onunla sadece sayılı bir saat daha bile geçirmek için ömrünün yıllarını feda edebilirdi bedel olarak.Oysa buna gücü yetmiyordu..Demekki sahip olduğunu düşündüğü insanlarda ‘’’onun’’değildi.
Hayat…genelde var olduğunu sandığı şey değildi.Problemin özü bu diye düşündü.Herşeyi tek tek sorgulamak yerine, onun olan koca bir hiçliğe ya da buna denk düşen her şey olduğunu kabulune yoğunlaşmalıydı.Var olduğunu sandığı tüm hiçler ve var olan her şey uzun uzun esss lerle doluydu.Bu arada saatin tiktaklarına takıldı aklı..Giyinmeliydi.Vergi daireleri,bankalar ve kırtasiye işleri essss leri kabul etmezken onca narin olan ruhumuzu niye teslim ederiz bu yapaylığa diye düşündü..Çoraplarını giyerken hala düşünceli ve üzgündü.Aynayı attığı yerden aldı ve yeniden duvara astı.Şehrin gürültüsü,yüreğin ve kalbin atımları birbirine karışmış ciddi bir esssss o esss veriyordu…Duyan yoktu…