<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>İSTANBUL SANAT</title>
	<atom:link href="http://istanbulsanat.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://istanbulsanat.wordpress.com</link>
	<description>paylaşmakla gerçekti herşey...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 11 Aug 2007 10:32:31 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='istanbulsanat.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/ba139156a6f8ef5775ec97db2adae1e7?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>İSTANBUL SANAT</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>AYIRIM</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/11/ayirim/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/11/ayirim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Aug 2007 10:05:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
				<category><![CDATA[ARAMIZDA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/11/ayirim/</guid>
		<description><![CDATA[
Oyunculuğu bekleyen en büyük tuzak, kalıplaşmak ve kendini yinelemektir. Kendini belli bir tipe şartlamak ve doğal olarak buna seyircisini şartlamaktır. Muhsin Ertuğrul Hoca , bir zamanlar Cumhuriyet’e devamlı yazardı. İnandığı tiyatroyu yazardı, oyunculuğu yazardı. Yılların deneyimleriyle damıttığı çok soylu bir birikimi vardı. Hocanın önceliği, tiyatroda disiplindi. Ama karşılıklı disiplin. Oyuncuda disiplin ve seyircide disiplin. Yıllar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=242&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/08/nedretguvenc2.thumbnail.jpg" alt="nedretguvenc2.jpg" /></p>
<p>Oyunculuğu bekleyen en büyük tuzak, kalıplaşmak ve kendini yinelemektir. Kendini belli bir tipe şartlamak ve doğal olarak buna seyircisini şartlamaktır. Muhsin Ertuğrul Hoca , bir zamanlar Cumhuriyet’e devamlı yazardı. İnandığı tiyatroyu yazardı, oyunculuğu yazardı. Yılların deneyimleriyle damıttığı çok soylu bir birikimi vardı. Hocanın önceliği, tiyatroda disiplindi. Ama karşılıklı disiplin. Oyuncuda disiplin ve seyircide disiplin. Yıllar yılı bu disiplin içerisinde yaşadığımdan biliyorum, içime işlemiş. ”Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin” diktası. Başlangıç yıllarında bu bana çok ters ve ürkütücü gelmişti, ama yıllar sonra önemini anladım, değerini bildim. Çünkü her şey sağlıklı ve başarılı bir perde açabilmek içindir.</p>
<p>Muhsin Hocanın üzerinde durduğu bir başka ilke de, oyuncunun devamlı kendini yenilemesiydi. ”Kendini yineleme, yenile.” Bu deyim onundur. Yukarıda dediğim gibi, oynadığı her rolde kendini tekrarlayan bir oyuncu, kısa sürede şartlanır ve seyircisini şartlar. Seyirci artık ondan hep o tavırları, o mimikleri, o ses tonlarını ve vurguları bekler. Hatta sahne giysilerinde bile kalıplaştığı o kişiliğin tipik kıyafetlerini, aksesuarını görmek ister. Tıpkı palyaçolar gibi veya bizim orta oyuncularımızdan Kel Hasan gibi.</p>
<p>Örneğin Nejat Uygur . Bana göre Türk tiyatrosunun en tatlı palyaçolarından biridir. O hep aynıdır, oyunlar değişir, dekorlar, kadrolar, seyirciler değişir, zaman değişir, kavramlar değişir, ama o bizim ebedi palyaçomuz hiç değişmez. Hep o tatlı, doğal, abartısız tavırlarıyla, son derece naif bir biçimde, çevresinde dönen dolapların, entrikaların, aldatmacaların, art niyetlerin dışında kalır. O cicili bicili kostümleri, komik şapkaları, hınzır esprileriyle hep aynıdır. Çünkü daha başlangıç yıllarından bu yana seçimini yapmıştır. Yıllar boyunca seyircisi ondan ne bekliyorsa, onu verir. Öyle yinelemek, yenilenmek gibi kaygıları hiç takmaz. Farklı iddialara, daha bir değişik arayışlara itibar etmez. O, dünya üzerindeki tüm clawn’lar gibidir, saf, temiz yürekli, abartısız ve tek tiptir, bizim sevgili Nejat Uygur’umuz.</p>
<p>Her rolünde bir başka insan olabilen büyük oyuncularımızdan biri de, Müşfik Kenter ‘dir. O, sahnede rol oynamaz, o insan olur. Cüneyt Gökçer ‘i ‘Kral Oidipus’ ta izleyen seyirci, Shakespeare ‘in ünlü ‘Onikinci Gece’ sindeki Malvolyo veya ‘Mançalı Adam’ daki Don Kişot müzikalinde izlese aynı aktör olduğu na kesinlikle inanmaz. Ünlü İngiliz aktörü Alec Guiness , oynadığı her rolde öncekinden çok farklı, bambaşka bir insan olurdu. Yerli yabancı, daha böyle pek çok örnek verebilirim. Dikkatli bir oyuncu, sahne üzerindeyken kendini kollar, yinelediği noktalarda kendini yakalar. Bu handikapların tek çaresi de, disiplinli, dikkatli, sağ duyulu ve zorlu mu zorlu bir prova dönemidir. Bir tarihte, Murathan Mungan benden ünlü ‘Taziye’ oyununda Kevsa Ana rolünü oynamamı istemişti. Bir aşiret kadın-anası. Acımasız, gelenekçi, tüm aşirete hakim, kararlı, soylu, sofu, içe dönük, ketum ve kupkuru bir koca kadın. Çok zordu ama memnundum. Sahnede zor işleri severim, çünkü oyuncu uğraştıkça kendini aşar. Kevsa Ana, bambaşka bir dünyanın, bambaşka bir coğrafyanın, kendini törelerin çıkmazına hapsetmiş, taş kalpli ama muhteşem bir anıt kadınıydı. Dili farklıydı -Mardin yöresi-, giyim kuşamı farklıydı, Tanrısıyla, inançlarıyla, oğullarıyla, tüm çevresiyle ilişkileri farklıydı. Alışmışlığımızın öylesine uzağındaydı ki; ne yapabilirdim?.. En büyük yardımcım, tekstin kendisi oldu. Mungan’ın dizeleri, bana yolumu çizdi ve tabi yönetmenimiz Prof. Nurhan Karadağ . Büyük bir usta. Köy seyirlik oyunları ve Şamanizm konusunda araştırmaları vardı. Neyi, niçin ve nasıl yapabileceğimiz konusunda uzmandı. Korosuyla, danslarıyla, doğaüstü sahneleri ve halisünasyon sendromlarıyla sabahtan akşama acımasız bir disiplin içinde günler boyunca çalıştığımızı hatırlıyorum. Ama sonuç iyi geldi, tamamen kendimin dışında bambaşka bir kişiliği yakalamıştım, bütünlemiştim. O başarılı çalışmaların üstüne Murathan Mungan, bir gün bana ‘Geyikler ve Lanetler’ oyunundan bahsetti. Daha taslak halindeydi. Cuda Dağı’nın simgesi, ölümsüz Cud-Ana’yı oynayacaktım. Ama bana nasip olmadı, hala içimde uktedir. Ne var ki sevgili Murathan, şimdilerde sen, sanırım tiyatro heyecanını aştın, külledin. O şahane şiirselliğinle farklı bir akarsuyun içindesin.</p>
<p>Geçtiğimiz Tiyatro Festivalinde, Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosunda, Oyun Atölyesinden Shakespeare’in ünlü oyunu ‘Atinalı Timon’ u izledim. Shakespeare’i özlemiştim, hevesle gittim. Timon rolünü Haluk Bilginer oynuyordu. Kuşkusuz değerli bir oyuncu, sahnede olsun, ekranda olsun, çok tatlı ve sempatik. Ancak şu sıralarda onu hangi rolünde izlesem, bana ‘Tatlı Hayat’ dizisindeki Yıldırım Kurutemizlemeciyi çağrıştırıyor. Oysa Bilginer, akademik kariyerini İngiltere’de pekiştirmiş, hatta ustalar şehri Londra’da sahneye çıkmış, mükemmel bir oyuncu. Ama Timon’da, yeterince deneyimi olmayan genç bir ekibin içinde yalnız kaldı. Bir Shakespeare oyunu için yönetmen dahil, oldukça yetersiz bir kadro, eğitimsiz sesler, anlaşılamayan bir Türkçe, bana göre oyunun asal temasını tamamen saptıran yanlış bir yorum, Timon karakterini çok zorladı. En şaşırtanı da, genç yönetmenin oyunun ünlü sofra sahnesinde Shakespeare’in dizeleriyle yetinemeyip, ”Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştah sizin, doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin” diye Fikret ‘in ünlü Han-ı Yama şiirinin o çok bildik satırlarıyla oyunu takviye etmek istemiş olması. Bana kalırsa böylece, Shakespeare’i küçümsemiş. Ola ki anlayamazlar endişesiyle de, o satırları oyun boyunca sık sık tekrarlayarak seyirciyi de küçümsemiş. Ya da, Fikret’in dizelerini bir Shakespeare oyununda, nesnel bir sofra aksesuarı gibi kullanmış diyelim!.. Kuşkusuz zorlu bir çalışma, büyük yorgunluklarla ve helecanla açılan perde, pahalı bir prodüksiyon, sonsuz bir iyi niyet ve gayret ortadaydı. Sonuçta her şeye rağmen, bir başyapıt olan eserin büyüklüğü, seyirciyi sarmaladı ve oyun kendi dinamizmi, sağlam dramatik yapısıyla ayakta kaldı. Böylece Shakespeare, hak ettiği alkışı fazlasıyla aldı!..</p>
<p>Zordur bu meslek, zordur, tuzaklarla doludur, kalıplaşmak, seyirciyi tek bir tipe şartlamak, işin kolayına kaçmaktır. Meslek hayatım boyunca kalıplaşmaktan, tekdüze bir oyuncu olmaktan hep kaçtım ve meslek büyüklerimin çoğunda bu dikkati gördüm, dinledim, gözledim. Şimdi ben genç oyuncuları bu konuda uyarmak istiyorum. Kalıplaşan oyuncu, kısa sürede yozlaşır, bir kısır döngüde kalır. -seyirci beni böyle seviyor, böyle geldim böyle giderim- derse tamam, seçimini yapmış demektir. Ancak, ne kadar kalıcı olacağını zaman gösterir, belki o büyük komedyenlerimiz bu seçimi yaparlar, ama o büyüklük herkese nasip olmaz. Yol yakınken her genç oyuncu, kendini bulmalı, bilmeli, sağduyuyla seçimini yapmalı.</p>
<p>Nedret Güvenç</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/242/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/242/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=242&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/11/ayirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/08/nedretguvenc2.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">nedretguvenc2.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Layloncu Sarhoş!</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/07/layloncu-sarhos/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/07/layloncu-sarhos/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Aug 2007 20:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
				<category><![CDATA[*LAYLONCU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/07/layloncu-sarhos/</guid>
		<description><![CDATA[BU SARHOŞ Bİ YAZIDIR, BURUNLARINIZI TIKAYIN!
 
Sarhoşum n’olmuş yani! Başımızı hoş edelim dedim, ettim. Midem bulanmasa daha iyi olacak, bi de başım dönüyor ki öfff! Baş dönmesi mide bulantısına benzemiyor, bayaa keyifli bi şey, bugüne kadar dümdüz yürüdük de n’oldu ki? Şimdi bir sağa bir sola, hooop o yana, hooop bu yana şahane vallaha, hele de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=240&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p align="center" style="text-align:center;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">BU SARHOŞ Bİ YAZIDIR, BURUNLARINIZI TIKAYIN!</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Sarhoşum n’olmuş yani! Başımızı hoş edelim dedim, ettim. Midem bulanmasa daha iyi olacak, bi de başım dönüyor ki öfff! Baş dönmesi mide bulantısına benzemiyor, bayaa keyifli bi şey, bugüne kadar dümdüz yürüdük de n’oldu ki? Şimdi bir sağa bir sola, hooop o yana, hooop bu yana şahane vallaha, hele de sokaklar boşken… Gülmek geliyor içimden, kime, neye bilmiyorum gülüyorum dolu dolu, komik olan ne, tabii ki ben! Gülüyorum ama gülüşümü buraya nasıl yazacağım bilemiyorum. Kah kah değil, hi hi hi de değil, öff gülüyorum işte nokta nokta nokta… Siz doldurun burasını.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Ulan ayar tutturmak bu kadar zorken insan tutunacak yer arıyor. Koskoca boşluk bu dünya… Açıklıyorum, dünya boşlukta değil, halt etmiş Gallile Galileo, dünyanın kendisi boştur, nokta…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Hah! İşte bir duvar. Şu duvarlar ne güzel, insan yorulunca yaslanıyor. Ohh! Yaslandım işte, istersem sabaha kadar böyle dururum. Kim ne der? Duvar bana “git ulan yeter!” der mi? Demez! Yaslandın o kadar, boya beni, sil beni der mi? Demez! Başıma kakar mı sarhoşluğumu? Kakmaz! </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Sonra duvara yaslanınca düşmüyor insan. Sarhoş da olsa… Dünya da daha az dönüyor. Canım duvarım benim. Gel seni bi öpeyim… Sıvasının tadı da fena değil aslında. Ben öperken, ne kaçtı dudaklarımdan, ne de yüzünü buruşturdu. Ağzım kokuyormuş falan da dert değil hani… Oh be, öpeceksen duvarı öpeceksin, kaçırmayacak ağzını, yüzünü ekşitmeyecek. Aha, öpüyorum işte! Muahh! Hah, hah, hah! Bi daha öpüyorum ulan; muuuuuummmmmah! Kaçmadı işte, itmedi beni, öpüyorum anasını satayım, işte bi daha, bi daha… Öpmek neden bu kadar kolay değildir ki hayatta… Bir duvar kadar olamıyor insanlar… Ben şimdi bu duvarı mı sevsem? </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Midem bulanıyor, çöktüm duvarımın dibine, gerekirse kusarım şu tarafına, bi şey demez bana… Di mi sevgili duvar? Demezsin di mi? Kaçmazsın iki adım öteye, pisliğe bakar gibi bakmazsın bana … Hahahahaha! Hatta şimdi çişim gelse ve işesem dibine gene bi şey yapmazsın… Yok, yok işemiyeceğim, seninle cinsel içerikli bir durum yaşamayacağım. Bak, edebimle oturuyorum dibinde, kafanı şişirdiysem söyle susayım… Su dedim aklıma geldi, ben susadım, bi kadeh daha olsa olmaz mıydı içtiklerimden? Sen de var mı desem olmaz di mi? Olsun be, dayanırım susuzluğa, yeter içtiğim biliyorum, sen bi şey deme, içmicem, arkamdan çekilme yeter.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Gel, ulan köpek, gel yanıma, ne bakıyosun uzaktan? Hiç mi sarhoş görmedin? Gel seveyim seni, gel, gel hadi! Korkma benden, bak ben korkuyor muyum senden? Çocukken çok korktum köpeklerden gel acısını çıkaralım, seveyim seni. Gel hadi! Bak, burada duvar da var. Yalnız değiliz yani! Gel ulan amma naz ettin, gel okşayayım kafanı, kaşıyayım boynunu… Gel yarenlik edelim, sen sokakta, ben sokakta, iki yalnız bi sokağa yaraşır. Sen hiç böyle sarhoş gördün mü? Kalkabilsem ben gelicem yanına, kalkamıyorum, duvar beni ben duvarı bırakamıyorum. Kuçu kuçu, gel!</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Hah şöyle, şimdi söyle bana bakayım, zor mudur sokaklarda yaşamak? Sabah olur mu kolay? Yok, sana verecek yemeklik bi şey, vallaha da yok billaha da ama ben senin sırtını kaşırım. Sen yemeklik bi şey bulursun da sırtını kaşıyacak el bulamazsın köpecik! Ayılırsam yapmam, kıymetini bil, içki iyi bi şeydir icabında… Alışır mısın ulan böyle sırt kaşıtmaya bi gece de? Ya alışırsan n’olcak? Bulabilecek misin böyle bi sarhoş her gece? Bak bulamazsan seni kaşıyacak el, bu duvar iyidir, daya köşesine sırtını kaşın… Kapa gözlerini, iyi şeyler düşün, sana duvarmış gibi gelmez belki… Bak ben duvarı nasıl öpüyorum… Muuuck! Ağzım içki kokuyor, hiçbir cazibem yok ama öpüyorum işte… Seni öpmem, sen öpüşmek nedir bilmezsin, öğrenmesen iyi olur ayrıca… Alışınca zor gelir. Öpüşmek dediğin nedir ki; ağızlar birleşir, onun içi sana, senin için ona akar gibi olur… Falan, filan işte böyle köpecik… Sen bilme, öğrenme, alışma e mi? İyi bi şey değil inan… Yokluğu hasta eder… Hele de …. Offf neyse ne ya, ben de senin kafanı şişirdim, hadi git yoluna, hadi kışt… Yok, kışt değil, hoşt diyecektim. Hadi anam, hadi…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Canım duvarcığım, köpecikle lafa daldık seni ihmal ettik sanma… Sen her zaman varsın, hep buradasın, hep sağlam, yaslanmak isteyene hep hazır… O yüzden seni ihmal edebilirim. Sen nasıl olsa arkamda veya yanımdasın… Ben ne zaman istersem öyle işte… Ama çişim geldi harbiden. Ne yapacağız şimdi? Ulan şimdi dostluğuna binaen göstere, göstere dostunun üzerine işenmez ki! Biliyorum bi şey demezsin de olmaz, dostluğa sığmaz. Hem utanırım, öyle teşhirci gibi sana doğru… Çık, çık, çık…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Dayanamadım, salacağım… Ohhh, altıma saldım işte! Oh be, nasıl bi rahatlama bu yaa! Çişim sıcacıktı, insan teni gibi, beni ısıttı, rahatlattı. İşemek, güzel bi duygu… İçini boşaltmak rahatlatıyor. Ha işemişsin, ha kusmuşsun, ha anlatmışsın sansürsüz ve kaygısız… Ama işemek daha bi başka. Çişin bi de sıcaklığı var tabii… İnsan sıcaklığı, 36,5 derece… Sevgili duvar alınma ama sen biraz soğuksun… Ha, tamam senden soğuk insanlar da var ama derece ile ölçülmüyor onların soğuklukları… Ama sıcak insan gibisi var mı? Off bak gene içmek istedi canım… Yorganında kene var, kopar kopar gene var… Böyle miydi o şarkı ya? Dokuuuz sekiz, dokuuuz sekiz…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Ulan nasıl bi duvarsın sen? Ne kapın var ne bacan. Sağın boş, solun boş, önün arkan öyle… Ne bi yeri ayırıyorsun başka bi yerden, ne de bi yeri koruyorsun… Ne işe yararsın sen? Kim dikti lan seni buraya? Neden dikti lan? Tuğlanı kim taşıdı? Harcını kim kardı, kim sıvadı seni? Neden? Neden diyorum sana cevap ver! Var mı böyle anlamsız dikilip durmak sokağın ortasında?</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Kızma, kızma hemen sarhoşuz işte anla… İçki bu şişede durduğu gibi durmuyor. Kim dikmişse dikmiş seni, ellerine sağlık. Kim bilir kaç kişiye dayanak oldun bugüne kadar? Kaç kişi işedi dibine? Kaç kişi sığındı rüzgardan, polisten, ispiyoncudan saklanmak için? Kaç çocuk saklandı saklambaç oynarken? Ulan hadi bi daha öpeyim seni, barışalım. Bana bu geceyi yaşattın ya, daha ne olsun anlam adına! Bu gece sen benim hayatımın anlamısın… Muaaah! Ulan bi de sarılabilsem sana… Ne güzel olurdu! Kollarım saramıyor seni. Kollarım zavallı, kollarım çaresiz, sen değil… Sakın alınma!</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><span><font face="Times New Roman">            </font></span></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Kıvrılsam dibinde uyusam, kızmazsın di mi? Ya horlarsam? Ulan bi de sıcak olsan, sana aşık olurdum inan…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font><font face="Times New Roman"><span>                                                                                  </span>LAYLONCUNUZ</font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/240/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/240/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=240&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/07/layloncu-sarhos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>BANA NE YEDİĞİNİ SÖYLE SANA KİME OY VERDİĞİNİ SÖYLEYEYİM</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/03/bana-n-yedigini-soyle-sana-kime-oy-verdigini-soyleyeyim/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/03/bana-n-yedigini-soyle-sana-kime-oy-verdigini-soyleyeyim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Aug 2007 14:29:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/03/bana-n-yedigini-soyle-sana-kime-oy-verdigini-soyleyeyim/</guid>
		<description><![CDATA[

Bu kadar aradan sonra “yemek nedir?” diye abuk bir soruyla başlasam kızar mısınız? Ve sonra bu soruya cevap vermek için günümüz modasına uysam, google.com.tr de yaptığım sorgulamaların özetini afilli afilli versem, bilimsel bir başlangıç yapmış sayar mısınız beni? Sayarsınız biliyorum. Hatta bazılarınız aynı mecrada daha da derine dalıp İngilizce metinlerden alıntılarla benim cevabımı madara etme [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=237&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p align="center" style="text-align:center;margin:0;" class="MsoNormal"><a href="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/08/ilker2.jpg" title="ilker2.jpg"></a></p>
<p><font face="Times New Roman"><img src="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/08/ilker2.thumbnail.jpg" alt="ilker2.jpg" /></font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Bu kadar aradan sonra “yemek nedir?” diye abuk bir soruyla başlasam kızar mısınız? Ve sonra bu soruya cevap vermek için günümüz modasına uysam, google.com.tr de yaptığım sorgulamaların özetini afilli afilli versem, bilimsel bir başlangıç yapmış sayar mısınız beni? Sayarsınız biliyorum. Hatta bazılarınız aynı mecrada daha da derine dalıp İngilizce metinlerden alıntılarla benim cevabımı madara etme başarısını da gösterebilirsiniz. Bu yüzden, kendi soruma cevabımı KAYNAKSIZ, yani işkembe-i kübradan (Kübra, kebir=büyük) atarak vereceğim ki, beni tanıyın, ne düşündüğümü, nasıl düşündüğümü anlayın ve yazdıklarımı ona göre değerlendirin…</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Söyleyeceklerimde mutlaka daha önce bir yerlerde okunmuş, duyulmuş bilgilerin, sözlerin etkisi, katkısı vardır. Ama ben bunları kendimin sayacak kadar kaynakla bağımı koparmışım bilesiniz. Kimse çıkıp da; “ama bunu bu da demiş!”, “bu şurada da yazıyor!” falan demesin, darılırım. </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Sorumuza gelirsek; yemek, hem bir eyleme hem de bu eylemin nesnesine verilen isimdir. Bizim konumuz, bir fiil olarak değil, bir genel isim olarak YEMEK sözcüğünü tartışmak. Yemek, besinleri değiştirme, hazırlama, birleştirme süreçleri sonunda ortaya konan üründür. Bu özellik, insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliklerden biridir, kültür ve sanat gibi…</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Doğada bulunan besinler “olduğu haliyle” yenip beslenme gereksinimi karşılanırken, insan besinleri saklama, biriktirme, çoğaltma isteği ve gereksinimi duymuş. Bu süreçler (ki yirmibin yıllık dönemlerden söz ediyoruz) sonunda insan, besinleri saklamak için tuzlamış, kurutmuş, pişirmiş, mayalamış ve daha uzun zaman saklayabilmek amacına ulaşmış. Bu yetmemiş, insan besinleri daha güzel, daha lezzetli, daha keyif veren, daha kolay hazmedilir hale getirmek için uğraşmayı sürdürmüş. Üzümden şarap, sütten peynir, buğdaydan un, undan ekmek yapmış… (Sesleri taklit edip, değiştirip, birleştirip ulaştığı nokta müzik değil mi?) </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Bunları yaparken kullanılan temel yöntem, yöntemlerin anası deneme-yanılma yöntemi olmuş. Ama başkalarının yanılmalarından ders alan, daha az yanılarak daha iyiye daha çabuk ulaşmış. Bu aşamaları kapsayan onbinlerce yıllık serüven, her coğrafyada ayrı, aynı coğrafyanın her klanında-aşiretinde ayrı ayrı yöntemlerin, lezzetlerin doğmasına neden olmuş.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Günümüze gelindiğinde, bu ayrılıklar coğrafya, aşiret, aileler arası farklardan sınıf, kültür, inanç gibi başka farkların da yer aldığı boyutlara ulaşmış. Artık her yemek, yiyenin (tercih edenin) yaşamdaki konumunu özetleyen bir kimlik kazandı. Ülkemizde, yenilen yemeklerle ilgili farkların oluşması yeni sayılabilecek bir olgu olarak son 15-20 yılda ortaya çıktı. Daha önce herkes aşağı yukarı aynı şeyleri pişirir, aynı şeyleri yerdi. Önden çorba (mevsimine göre tarhana, mercimek), sonra sulu yemek (yazın patlıcan, kabak, kışın baklagiller) ve sonra pilav (bulgur veya pirinç) veya makarna (erişte ya da fiyonk) ile yemek biterdi. Tatlılarda ayrılırdı sofralar zengin-fakir bazen de sulu yemeğin içinde etin olup olmamasında… </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Eskiden daha çok sınıflar arasında “nasıl yediği” ile ilgili oluşan farklar vardı; ortadaki tencereye ekmek banmak, aynı tasa kaşık sallamak, yer sofrasında diz kırmak, ekmeği koparmak bir sınıfı; plastik tabak, birbirlerinin aynı olmayan çatak-kaşık (bıçak yok), naylon masa örtüsü bir başka sınıfı; porselenler, altın kaplamalı çatal-bıçaklar, keten peçeteler, kolalı örtüler ise bir diğer sınıfı gösteren tercihler, biçimlerdi. Politikacılar bu biçim sahiplerine göre söylemlerini (kimisi kendisine “çoban” der, köylü ağzı ile konuşur, kimi resimlerde yer sofrasında poz verirdi) belirler, gazeteciler bu kültüre (sayfa sayfa yağlı güreş tefrikaları, güzel konuşanlarla, klasik müzikle dalga geçen yazılar, çiziler vb.) yalakalık yaparlardı. Zaman akıp giderken evler birbirlerine benzer oldu, yer yatakları yerine karyolalar gelirken yer sofraları da yerini masalara bıraktı. Artık sofralarda herkese ayrı tabak, çatal-kaşık konuluyordu ve plastik tabaklar kaybolmuştu. </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Yemeğin nasıl yendiği konusunda ortak anlayış ve yöntemler hakim olurken, bir başka ayrım şu sorularla sınıf, kültür farkını işaret ediyordu: ne yiyorsun, nerede yiyorsun? Yemeğin bir ihtiyacın giderilmesi boyutunu aşıp, kendini ifade etme, konumlandırma aracı olmasında iletişim çağının sınıf ayırımı yapmaksızın herkesi etkilemesi de çok büyük bir etken oldu. İnsanlar, günümüzde neyi nerede yediklerinin bilinmesi ve görünmesi için özel gayret sarf etmeye başladılar. Ayaküstü yemek kültürü Gaziantep’te sabah namazı sonrası ciğer, nohut dürümle, İzmir’de akşam üstülerde kumru, gevrek, söğüşle sınırlı iken birden bir patlama ile her yeri ve herkesi sardı. Amerikancı kültür, önce zenginlerin ve sonra olması gerektiği gibi fakirlerin tercihi oldu. Yerel kültürün buna cevabı geç de olsa simit salonları ile geldi. Hedef kitle yine parası olmayanlardı.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Bu parası olmayanlara karşılık, şişirilen, moda edilen, gazete köşelerinde anlatılan, süslü püslü, Türkçe dışında dillerdeki yazılarla ve illa da büyük rakamlı menülerle sunulan yemeklere servet ödemeyi “hoşluk” olarak kabullenen, tercih eden burjuva, küçük burjuva ve bunların özentileri yemek konuşur, anlatır oldular. Yemeklerin isimleri büyük, yazıldığı menüler büyük,<span>  </span>tabaklar büyük, çatal-bıçak büyük, rakamlar hepsinden büyük ama porsiyonlar küçüktü. Bu sınıf veya sınıflar, başkalarının pişirdiği ve kendilerine alâyı valâyla, akrobatik şekiller, mimariler ile sunulan yemekleri bilmek ve yemeyi yemek kültürü olarak kabullendiler. Kendileri veya ailelerinden biri yemek pişirmedi, evlerinde bile dışarıdan ısmarlanan yemeklerle yetindiler.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Ve bu iki sınıfın dışında kalan bir kısım insanlar, çabuk ve hızlı yemeğin esiri olsalar da evlerinde yemek pişirmek, kendilerini mutfakta geliştirmek, yeni yöntem ve tatlar aramak gibi deneylerden de heyecanlandılar. Onlar da kimi zaman simit salonlarına, arada bir de sosyetik mekânlara giderek günü idare ettiler.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Bütün bunların dışında bir kısım insan da yerken mutlu olmanın, yemenin şehveti peşinde samimi ve ciddi tat mekânlarını doldurdular. Bu grup insanın ortak özellikleri şişmanlıklarıydı. Sınıf ve kültür konusunda bir ortak paydalarını aramak gereksiz ve anlamsızdı.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Kadınlar, evlerinde bütçeye uygun, zevkli ve güzel yemekler üretmek için çok zorlandılar. </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Gelelim yazının başlığına uygun bir şeyler söylemeye; %47 ve hatta kalan %53 ün önemli bir kısmı örneğin firik pilavını bilmez, sevmez ve istemezlerden oluşuyor. Kokoreç mevsimini, gerçek kokoreçi bilenlerin bu %47 ve eklentileri ile işleri olmaz. Bu %47 ve KDV leri mürekkep balığı ile kalamarı birbirinden ayıramazlar. Sütte balığa, kestirmeli tandıra, ciğer sarmaya ilgisi olanların oranı elbette %10 ların altındadır. Bayraklı (İzmir) Salhane’de veya Haliç Sütlüce’de uykuluk yemek için zaman harcayanlar oy vermedi, biliyorum. Ateş başında kavrulurken akşama tüketilecek yemek için ömür tüketen kadınları kandırmış olabilirler, onlara “ellerine sağlık” diyenler içinde de duruma ayamamış olanlar olabilir. Ama simit salonları ve sosyetik mekânların ittifakıdır temelinde bu seçimde kazananlar…</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Ne yediği ile ilgilenen, ilgilenebilenler ile karnını doyurmak zorunluluğunu gideren, giderebilenler arasındaki sınıf farkı, yaşamın her alanında kendini iyice hissettirirken, bu ayrım elbette sandıklara da yansıdı. Simit salonlarından ve sosyetik mekânlardan çıkan %47 ilk kez aynı noktada buluşmuştu. Birileri yönetenleri kendilerinden, kendileri gibi olmalarının keyfi ile simitlerini ısırırlarken, diğerleri kendileri için iyi yöneticiler, kolay satın alacakları olanaklar bulmanın keyfini sürüyorlardı.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Biz şişmanlar, ağzının tadını bilenler, yemek peşinde koşmayı zûl görmeyenler seçmedik badem bıyıklıları, zayıflar düşünsünler bundan sonra ne yapacaklarını…</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><span><font face="Times New Roman">                                                                       </font></span></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0 0 0 212.4pt;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Sonradan Gurme</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>                                                                       </span>İlker Ünsever</font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/237/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/237/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/237/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/237/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/237/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/237/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=237&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/08/03/bana-n-yedigini-soyle-sana-kime-oy-verdigini-soyleyeyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/08/ilker2.thumbnail.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ilker2.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>LAYLONCU SEÇİMİ DEĞERLENDİRİYOR</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/31/laylonc-secimi-degerlendiriyor/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/31/laylonc-secimi-degerlendiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Jul 2007 14:26:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
				<category><![CDATA[*LAYLONCU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/31/laylonc-secimi-degerlendiriyor/</guid>
		<description><![CDATA[HEY SEN! İYİ MİSİN? 
     Seçtik elhamdülillah seçilmesi gerekenleri… Pek bi rahatladık, huzura kavuştuk, istikrar ve güven, yola devam! Hayırlara vesile olur inşallah! Neticeler pek bi çabuk ortaya çıktı, heyecanlanamadık bile. Zevk içinde değerlendirmelerini bizimle TV lerde, gazetelerde paylaşanların gözlerindeki ışıktan bizim gözlerimiz kamaştı. O ne aydınlık yüzlerdi öyle! Sanki gökten yağan nur, içlerindeki yüce duyguların oluşturduğu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=234&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p align="center"><font size="3" face="Times New Roman">HEY SEN! İYİ MİSİN?</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Seçtik elhamdülillah seçilmesi gerekenleri… Pek bi rahatladık, huzura kavuştuk, istikrar ve güven, yola devam! Hayırlara vesile olur inşallah! Neticeler pek bi çabuk ortaya çıktı, heyecanlanamadık bile. Zevk içinde değerlendirmelerini bizimle TV lerde, gazetelerde paylaşanların gözlerindeki ışıktan bizim gözlerimiz kamaştı. O ne aydınlık yüzlerdi öyle! Sanki gökten yağan nur, içlerindeki yüce duyguların oluşturduğu manyetik alanlarının etkisi ile başlarının üzerinden ayrılamıyordu… </font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Onlara baktıkça karnımız doydu, şiştik, şiştik, şiştik… İç soda, TV de sonuçlara bak, iç soda, mutlu insanları seyret, şiştik… Bu basınç, doğal sübapları da bozdu bünyede. Osurmak ne mümkün? Fazlası hele imkansız, sabaha kadar kıvran dur… Keyif bu olsa gerek!</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Seçimlerden bugüne kadar “halkımız” başlıklı söylemlerle geldik. Bu toplumun yüzde kırkyedisinin demokrat, özgürlük yanlısı, askeri baskılara direnen, tepki gösteren, ekonominin halinden memnun, sosyal politikaların değişmesini istemeyen, dindarların da cumhurbaşkanı olmasını isteyen, tarımdan, sanayiden nasibini almış, AB ile müthiş bir teşrik-i mesai içinde olduğu anlaşılmıştır. Bu insanları yalnızca yüzde kırkyedi diye de düşünmemek gerek, koyun üzerine DP nin yüzde beşini ve hatta hataen başkalarına kaymış yüzde 3 leri, toplumumuzun yaklaşık yüzde ellibeşinin durumu ortaya çıkar. Ama, yine de bunlardan arta kalan yüzde kırkbeş elele vermiş, ülke sevgisi ile dolu aydınlık yarınlar için her şeyini verecek kişilerden oluşuyor ve hep birlikte bu sonuçlara “ah vah” yapıyor diye de düşünemeyiz.</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Bendenizin durumu daha da vahim, kalanların yüzde onbeşi ile “öbür tarafın” yüzde beşi gibi “kan ve kafatası” politikalarını sindirebilenler ile aynı safta olmam düşünülemez, kaldı mı yüzde yirmibeş. Bu yüzde yirmibeşin içindeki yüzde üçbuçuk, hırsızla namusluyu ayıramıyor, yüzde iki, diğer yüzde kırkyedinin kara çarşaflı versiyonu olarak dolanıyor, kaldı mı yüzde ondokuzbuçuk?</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">“Hah, işte ben bu yüzde ondokuzbuçuğun içindeyim ve biz yüzdeonbuçuk böyle düşünüyoruz” diyenler de fena halde yanılıyorlar. Ben artık yeni bir yanılgıyı kaldırabilecek durumda değilim. Bu ondokuzbuçuğun içinde en az yüzde beş “biraz da biz soyalımcılar”, yüzde beş “kocam ne derse ol olur, ağam ne derse o olur diyenler”, yüzde beş “ama o benim hemşerim diyenler” olduğuna göre, kala kala yüzde dörtbuçuk içinde olmak kalıyor, ama nerdeeeee? Bu yüzde dörtbuçuk içinden yan yana olmak istemeyeceğim modelleri çıkartırsak ortada ben ve elli arkadaşım kalır ki bizim de dünyamız işte bu kadardır. Hanginizin dünyası daha zengin? Hal böyle olunca çok bekleriz biz, sen-ben-bizimoğlan iktidar olmayı… Önce başkalarını anlamak, kabul etmek, iyiye doğru değiştirmeye değer bulmak ve değiştirmek için gayret etmek, emek vermek gerekir. Zor di mi? Zor tabii, siz oturun ve kıç büyütün. Karpuz da yata, yata büyür zaten…</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Bu satırları okuyanlar bana göre bu yüzde dörtbuçuk içindekilerdendir. Benim asıl derdim de bu yüzde dörtbuçuk iledir. Alınmaca, darılmaca yok! Benim derdim sizledir. Bir yazıyı buraya kadar okuyanlar, adında sanat olan internet sayfalarında dolaşanlar, sözüm sizedir. Halk, malk muhabbetlerini bırakın, kendinize bakın. O yüzde kırkyedi var ya, henüz paylaşmayı biz yüzde dörtbuçuktan bile daha iyi bilebiliyor. Bilmeyenler bilmediklerini bilip, bilenlerin anlattıklarını henüz dinleyebiliyor. Henüz birbirinin yanında, arkasında biz yüzde dörtbuçuklardan daha iyi ve sağlam durabiliyor. Herkesin “sen sus ben söyleyim” dediği, başkasının başarısızlığına timsah gözyaşları döküldüğü iklimler yüzdedörtbuçuğun daha yakınında değil mi? Yüzde kırkyedinin içinde başkasının sevdalısına göz diken sayısı daha azdır, “bir kereden bi şey olmaz” diyenler gibi… Ya da şöyle diyelim, “halkımız” henüz bireysel yanlıştan korkuyor. Daha çok toplu yanlışları seviyor, Sivas’ta şarkı-türkü çığıranları yakarken, sevdalanmış kızlarını keserken hep birlikte olunca korku falan kalmıyor. Ama tek başına olunca “korku”, “ayıp”, “günah” henüz etkisini sürdürüyor. Merak buyurmayınız, oylarını nevale-kömür torbalarına verenler, bireysel korkularını da üzerlerinden attı mı hepimizi geride bırakır namussuzlukta…</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Popstar alatukada, ortantal starda, BGG evinde, gelin-kaynana muhabbetinde oy kullananlar, en iğrenç müzikleri yapan şarlatanları baş tacı edenler, boktan programlara kilitlenenler HALKIMIZ değil miydi? İnsan, Cumhuriyetin ilk yıllarında ileriyi görenlerin neden klasik müzik eğitimine, opera ve baleye önem verdiklerini daha iyi anlıyor. Çok sesliliğin alışkanlık olması için yapılanlara gıpta ile bakıyor. Ve yenilgiyi de daha iyi görüyor. Bir yanda bin yıllık içinde başkaldırıyı da barındıran halk müziğinin yerine arabesk denilen ucuz felsefeyi, diğer yandan cıstak cıstak “ilericiliğini” koyunca olup, olacağı da buydu elbette. </font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Bu topraklarda son elli yıldır her iyi ve doğru alkış mı aldı? Her güzel takdir mi edildi? Toplum hep doğrunun yanında mı durdu? Eee, ne diyorsunuz siz? </font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Klasik müzik her yere girdi, gazeteler yirmi milyon adet satıyor, kitaplar en az onbin basılıyor, tiyatrolar dolup taşıyor, konserlerde yer bulunamıyor da demokratlığa gelince, bu halk bir gecede demokrat olup, orduya postasını koyuyor… Hah, hah, hah… Ağzımı bırakıp kıçımla güleceğim de değmez vallaha… Netekim paşa seksende ana avrat küfrederken alkışlayan, seksenikide anayasaya yüzde doksan küsur oy verenler şimdi yandan çarklı başbakan için ayağa kalktı da orduya posta koyuyor ha! Yürü be kim tutar seni! </font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Bu, yalılarda oturmak için yaladıkları götlerden bok tadını iyi bilen yazar-çizer takımı, bir anda şarap, peynir, havyar, puro yazmayı bırakıp “halkın verdiği demokrasi dersini” anlatmaya koyulmuyorlar mı? deliriyorum. Yaladıkları götlerden bulaşan tadı silmek için en pahalı şarapları içen, en kokulu puroları tüttürenler, gazete köşelerinde, TV lerde parlayan gözleri ile “halk” demiyorlar mı, insanın onları Bağcılar belediye otobüsünde şoför yapası geliyor.</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Ne yapmalı? Soru budur arkadaşlar… cevabım kısadır; inandığımız, doğru bildiğimiz uğruna bir misyoner gibi çalışmalı, kafamızı gömdüğümüz yerlerden çıkarmalı, birbirimizi duymamızı engelleyen sesleri biraz kısmalı, taksici ile, kapıcı ile Fransız takılmamalı, okumalı, yazmalı, okutmalıyız… Biraz gayret etmeliyiz. Dedikodu için ayırdığınız zamanı iyi şeyler için de ayırmalı, birbirimizi sevmeliyiz…</font> </p>
<p align="justify">     <font size="3" face="Times New Roman">Bu yazıyı da gelenekselleşen şekilde bitirelim; KALDIRIN KIÇLARINIZI, ARTIK DAHA ÇOK İŞİMİZ VAR!</font> </p>
<p>                                                <font size="3" face="Times New Roman">Layloncunuz </font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/234/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/234/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=234&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/31/laylonc-secimi-degerlendiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>YENİLİK!</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/26/224/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/26/224/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jul 2007 07:03:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/26/224/</guid>
		<description><![CDATA[
Uzunca bir süre ara verildi malumunuz&#8230;
Kendi tarihi (tarihciği)içinde ilk kez durdu yazımlarımız.Bu durma süreci bir taraftan rahatlatırken bir taraftanda ödevini yapmayan bir çocuk gibi huzursuzluk verdi istemeden.Not veren ya da azarlayan yoktu.Fakat başka şeyler yaparken daima suçluluk duymama sebep oldu İstanbul Sanat.
Çok yeni olanlar var içimizde mail göndermenin ucu ne kadar açıksa kapılarımızda o  kadar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=224&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img border="0" width="100" src="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/07/resim-688.jpg?w=100&#038;h=150" alt="resim-688.jpg" height="150" /></p>
<p>Uzunca bir süre ara verildi malumunuz&#8230;</p>
<p>Kendi tarihi (tarihciği)içinde ilk kez durdu yazımlarımız.Bu durma süreci bir taraftan rahatlatırken bir taraftanda ödevini yapmayan bir çocuk gibi huzursuzluk verdi istemeden.Not veren ya da azarlayan yoktu.Fakat başka şeyler yaparken daima suçluluk duymama sebep oldu İstanbul Sanat.<br />
Çok yeni olanlar var içimizde mail göndermenin ucu ne kadar açıksa kapılarımızda o  kadar açık oldu herkese.Biz herkesi sevdik düşünmeden ve düşündüklerimizi paylaşmak istedik tandık tanmadık kaygısı olmaksızın.Çok yeni olanlar var içimizde .Tabii geçmişe dair bazı eksik bilgilerde olabilir doğal olarak zihinlerde.Forumlara inadına susup tek bir cevap vermemiş biri olarak bir paragraf rica edeceğim sizden .Çünkü bu susan üslubum beni çok iyi tanıyanların bile tenkidine uğramama neden oldu.İsteksizlik ya da pasiflik olarak algılandı belki.</p>
<p>Burada yazanların hepsi dost ahbap!Bundan sonrada böyle olacak.Elbette dışarıdan gelecek bize uyum sağlayıp faydalı olaca<a href="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/07/resim-688.jpg" title="resim-688.jpg"></a>klara kapımız her zaman ardına kadar açık.(tepemize binmek için aportta bekleyenlere değil)Sorarım size İstanbul Sanat bir kurum mudur?Bugün şirketleşirken bile insanlar yanlarına tanıdıklarını dostlarını alıyorlar güvenip arkalarını dönebileceği.Bu ne saçma bir üste gelme sebebidir.Kanımca yaptığımız en büyük yanlış burayı bir hırs bileme platformu olarak görmek.Bilenlere hatırlatılır,bilmeyenlere duyurulur.İstanbul sanat 5 arkadaşın eğlenmek için başlattığı bir YAZIM GRUBDUR bu kadar basit bir şeydir.Cahilliğimiz bu kadar afilli bir isim seçmek olabilir belki.Ruhumuzda var elbette bir iddia.Evet iddialı bir isim.Ama biz eğleniyorduk ya.Nerden çıktı bu yönetimler, sen ben davaları.Ucu sonsuz açık bir düzlem isteyen alır eline kağıdı kalemi.Bedava veriliyor bloglar, açar bir tane oluşturur kitlesini.Yazar!Kimse kimenin elinden bu hakkı almış değil.Burada bizim hitap ettiğimiz insanlarda bizim,sizin söyleminizle dostlarımız ahbaplarımız.Yoksa neden okusunlar bizi.Dostumuz olmayanlarlada dost olduk.Ortada hiç bir şey yokken bizi hırpalamak için uğraşan insanları keyif için kurulmuş bu harekette neden getirip ensemize kadar yaklaştıralım ki.Biz zaten çok didişmelerin,çekişmelerin ve daha nice zorlukların olduğu bir ortamda çalışmaktayız.Bu oluşumun amacı.Keyif aldığımız olaylara Hep beraber YÜKSELMEKTİR(Burada yükselmek uçmak zevk almak anlamındadır bazı zihinler için ilk etapta geçerli olan hırsla tırmanmak,yarışarakve diğerlerini aşarak ve hatta mümkünse ezip cılkını çıkararak tepeye tırmanmak anlamları bize çooooooooooooook uzaktır çok)Üçbin küsür kişi bir internet dergiciliği için çok iyi bir rakkamdır. Eğer bu bir başarıysa bu duruma gelmemize neden olan şey,ya da gelmemizin sırrı diyeyim sadece samimiyetle EĞLENMEKTİR!</p>
<p>Dün bir toplantı yapıldı.Bu toplantıda çok şeyler konuşuldu.Bunları size aktarmanın çok büyük gerekliliği yok kanımca zaten zaman içerisinde görülecek bir takım değişiklikler bunlar.Bazı yenilikler yapacağız evet ama bunları yarışmak,çoğalmak,depar atmak,tırmanmak, iyi olmak,hırsla terlemek,yarış kazanmak sebebiyle yapmayacağız.Çoğalan yapımıza cevap vermeyen bazı sorunları ortadan kaldırarak(örneğin konforlu bir internet sitesi hazırlanılmasına karar verildi)Bu eğlencenin dozunu arttırmaktır amacımız hepsi bu.Pek çok hoşumuza giden şey planladık.En önemli tesbitimiz ise  İstanbul sanatın bir yıllık sürede yüzünü sanattan geri çevrmiş olması oldu.Çok ağır gelişen bu sürece müdahele etmemişiz meğerse.Hep beraber izleyeceğiz neler oluyor neler yapılıyor.</p>
<p>Ama izleme sürecinde yüzümüzde bir gülümseme olacak şüphesiz.Yıllardır olduğu gibi.Allahaşkınıza hiç olmazsa şu sayfalardan GERGİNLİĞİ UZAK TUTALIM</p>
<p>RELAX arkadaşlar</p>
<p>Binnaz Ekren</p>
<p>admin</p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/224/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/224/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/224/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/224/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/224/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/224/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=224&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/26/224/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://istanbulsanat.files.wordpress.com/2007/07/resim-688.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">resim-688.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>O MEŞHUR ÜÇBİNBEŞYÜZÜN İÇİNDE MİSİNİZ?</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/20/o-meshur-ucbinbesyuzun-icinde-misiniz/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/20/o-meshur-ucbinbesyuzun-icinde-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jul 2007 07:09:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
				<category><![CDATA[*LAYLONCU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/20/o-meshur-ucbinbesyuzun-icinde-misiniz/</guid>
		<description><![CDATA[&#160;
 Bugün siyaset yazıyorum, kusura bakmayın,23 Temmuz da bakacağız kusurumuzla birlikte ebemizin örekesine! 
            Bugün 20 Temmuz 2007. Ben döndüm. Sağımdan soluma, önümden ardıma dönmedim. Gittiğim yerden geri gelmedim. Başka anlamdaki “dönme” bize ters. Sülalenin geçmişinde var mı bi “dönmelik”, bilmem varsa da “dönme” diyenin sülalesini döndüreyim. Evet, Layloncunuz döndü!  “Öyle” den “böyle” ye değil bu dönmek. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=222&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p align="center" style="text-indent:35.4pt;text-align:center;margin:0;" class="MsoNormal">&nbsp;</p>
<p><font face="Times New Roman"> </font><em><font face="Times New Roman">Bugün siyaset yazıyorum, kusura bakmayın,</font></em><em><font face="Times New Roman">23 Temmuz da bakacağız kusurumuzla birlikte ebemizin örekesine!</font></em><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Bugün 20 Temmuz 2007. Ben döndüm. Sağımdan soluma, önümden ardıma dönmedim. Gittiğim yerden geri gelmedim. Başka anlamdaki “dönme” bize ters. Sülalenin geçmişinde var mı bi “dönmelik”, bilmem varsa da “dönme” diyenin sülalesini döndüreyim. Evet, Layloncunuz döndü!<span>  </span>“Öyle” den “böyle” ye değil bu dönmek. Ben bu sayfalara döndüm… Bir yere mi gitmiştim? Hayır! Küsmüş müydüm?<span>  </span>Belki! Peki neden döndüm? Canım yazmak istedi diye mi? Evet! Başka? Siz bana iltifatlar yağdırdığınız, yazılarıma alkış tuttuğunuz için mi döndüm? Hadi ulan oradan! Marifet iltifata tabidir ve İstanbul Sanat denilen bu mecranın geçirdiği sarsıcı günlerden sonra yazılara yorum yapanların sayısı topu topu 18 kişi… 18 kişiden 31 ayrı başlıkta yorum var. Ne ilgi, ne ilgi! Bu 18 kişinin içinde beni hazzetmeyenleri çıkarsak, 15 &#8211; 16 kişilik bir okur grubum var diyebiliriz. Kardeşim, madem ki 15-16 kişiyiz, toplanalım Tophane’de uygun bir yere, ben size hem nargile söyler, hem de anlatırım anlatacaklarımı, bu yaz-çiz-oku eziyetine ne gerek var! Hem de o kadar yazma heveslisi varken! Ama o hevesliler yazım kurallarını öğrenene kadar, inadına yazacağım, inadına anlatacağım, sesim kısılana, kafam durana kadar. Madem ki en azından 15-16 kişi var, YAZ! diyen, yazacağım. Bulduğum bu bahane, pek bi şahane! </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Yazıyorum, çünkü canım istiyor, yazıyorum çünkü yazabiliyorum, yazıyorum çünkü yazacaklarım var, yazıyorum çünkü okumak istemeyenlere inat yazmalıyım, yazıyorum çünkü doluyum, taşıyorum…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Üçbinbeşyüz kişi okumalıydı ki beni, görecektiniz neler döktürüyorum! Üçbinbeşyüz kişi, o uçan, kanatlanan borsada lot lot hisseleri olan, tepemizde alıcı kuşlar gibi dönüp duran üçbinbeşyüz kişi okuyacaktı ki, öf ülen öf lafın belini en ala gazetede, dergide kırardım! Milli gelirin yüzde bilmem kaçının sahibi üçbinbeşyüz kişi okuyacaktı ki beni, bakın demokrasi neymiş görecektiniz hepiniz, sütun sütun, manşet manşet! Gece hayatının sahibi, rayna sorti ekibi, maça kızı, maki ahalisi üçbinbeşyüz kişi okuyacaktı ki beni, yazdıklarım her bir kanalın televolesinde haykırılacaktı, “az sonra” çığlıkları ile…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font><font face="Times New Roman"><span>            </span>Ne üçbinbeşyüz, ne beşyüz, hepi topu 15 – 16 kişiyiz. Ne gam! Fidel ve arkadaşları Sierra Maestra eteklerinde yalnızca 13 kişi değiller miydi? Bunlardan biri de şerefsiz Batista’nın muhbiri değil miydi? O zaman Küba gazetelerinde Batista’ya methiyeler düzülmüyor muydu? Öyleyse bir eksiğimiz yok elhamdülillah! Hatta aramızda muhbir yok, biliyoruz… 12 sağlam adamdan koca Küba çıktı, 61 den bu yana “vur Allah vur” yıkılmayan bir dev ülke&#8230; Orospuluk ruhunda olanlar yüzünden, cismi küçük kendisi büyük ülkeye saldıranları dil uzatanları görüyoruz, duyuyoruz. Kendileri paraları ile satın aldıkları kızlarla düzüşmelerinden utanmadan, oradaki sistemi sorguluyorlar. Yokluğa laf söylüyorlar, yaşadığımız ülkede herhangi bir mahallede bayat ekmek dağıtırken birbirlerinin gözünü oyan kadınları, yaşlı genç insanları, ayakta kalabilmek uğruna onun bunun gecelik heveslerine kurban, erkek masalarında muhabbete meze olanları görmezden gelerek… Konumuz Küba değil ama Fidel beni andı, lafın ucu kaçtı n’apayımma?O 12 ki</font><span style="font-family:Tahoma;">şiyle</span><font face="Times New Roman"><span> bunu yaptıysa 15-16 kişiyle neler yapılmaz….(Burada dil çıkaran, göz kırpan veya gülümseyen adamlar yerine konan işaretlerden koymak isterdim ama gıcığım bu allengirli işlere. Koymuyorum!)</span><span style="font-family:Tahoma;"></span></font><font face="Times New Roman"><span> </span><span>                                                                                                                </span></font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Son yazımda “HENÜZ UTANABİLENLER! AÇIN KULAKLARINIZI, KALDIRIN KIÇLARINIZI, SÖZÜM SİZEDİR…” demiştim. Bakmayın sitede yer alan “aşk” temalı naftalin kokulu yazıya, Çağlayan toplaşması öncesinde yazdığım yazıdır son yazı. Yani 29 Nisan’dan birkaç gün önce… Üç aya yakın zaman olmuş yazmadığım. Birkaç gün daha bekleyip “yenileşme midir?” nedir bu hareketin son gününü bekleyebilirdim. Hatta beklemeliydim de ama vatan bizden vazife bekler, yan gelip yatmak, uyumak olmaz! Yine bir “KIÇ KALDIRMA” dönemi geldi çattı, kalksın bir kez daha mabad-ı muhteşem, bir işe yarayalım.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Pazar günü 22 Temmuz, seçeceğiz, seçme hakkı olan diğerleri ile birlikte… Kimi, ne için gibi sorulara yanıta gerek yok! Hala bu soruları soranlar varsa açsınlar kulaklarını, TV leri izlesinler, koskocaman “adamları” dinlesinler. Borsaya baksınlar, bilançolara, yabancı sermaye girişlerine göz atsınlar… AB ye ABD ye kulak kabartsınlar, Yasemin Çongar, ABD Temsilciler Meclisi helasında konuşulanları aktarıyor, işerken, sıçarken bile Türkiye konuşan adamlar Yasemin hanıma da fışkırtıyorlar, düşündüklerini… Akepe mükemmel, veri gut, veri veri gut hatta… Dinliyoruz sabahtan akşama Mehmet Barlas ağabeyimizin yorumlarını, Nazlı Ilıcak ve Cengiz Çandar korosu eşliğinde… Hisse senetlerini 10 ağızdan anlatıyorlar tavandan tavana vurarak kıçları, bir dolu parlak genç insan, sabahtan akşama… Daha ne düşünüyorsunuz, elbette oyumuz istikrardan yana! </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Onlar yetmezse Açık Radyo’da Ömer Madra bıraktı küresel ısınmayı, akepeye ısınışını anlatıyor, Avi Halegua’da ona eşlik ediyor ama ne çare vikipedia bu konuda Avi’ye ışık tutamıyor. Her ikisi de muhteşem mütercim tercümanlık yapıp İngilizce hatmettikleri yüce metinleri yorumlayıp alkışlıyorlar… Ha dağda mağarada melekler tarafından söylenmiş söz, ha independent’te, faynanşıl tayms da yer almış makale ne fark eder, yeter ki kökeni bu topraklar olmasın, öyleyse yücedir elbette bu toprakların diliyle söylenmiş sözden…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Cihangir cumhuriyeti adayları da fena değiller hani, en büyük düşman kardeşini gören, kardeşinin düşmanı benim dostumdur diyen akrabalara benziyorlar. Akepeden demokratı yok, akepeden ilericisi yok, akepeden özgürlükçüsü yok! Bunlar komünist manifestoyu cami avlusuna, kapitali dergah bahçesine gömmüşler. Atatürk’e ayaklanan Saidi Nursi ile Engels’in sakalı arasında benzerlik kurup avunuyorlar…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Ey 15 kişilik cemaat; ey henüz utanabilenler, ey yüzü kızaranlar, ey öfkelerini alkole gömmemişler, ey aynada gözlerinin içine bakabilenler, ey sevdiklerine verdiği sözü tutabilenler, ey yeminlerine sadık kalabilenler, ey tek başınayken, gözlerden uzakken, kimseler bilmeyecekken namuslu kalabilenler bir kez daha size sesleniyorum: 22 Temmuz’da işinizi yapın. Oyunuzu atın, kötünün iyisine atın, ama ruhu satılmış haraç mezat yönetimlerine, paranın esirlerine, konforun tutkunlarına, rahatın sahiplerine, keyfin düşkünlerine uymayın! Önce oyunuzu atın, atmayanlara attırın, alın telefonu elinize akrabalarınıza ulaşın, anlatın, oy kullandırın, beni kıllandırmayın…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Bitmedi, akşamına sandık başına gidin, bakın bakalım kim ne yapıyor? </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Yapamam mı diyorsun? Olabilir, yapma o zaman. Badem bıyıklı, güneş görmemiş suratlı, baygın bakışlı bir amcanın önünde etek öp, gerdan kıvır, düğme iliklemeyi öğren o zaman. Sanatçı yerine kanatçı olmanın çarelerine bak ya da mevlüthan kadroları için diz kırıp oturmayı öğrenmeye başla. Lazım olacak…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Amaaan, bana ne yaa, ne halt ederseniz edin diyeceğim, diyemiyorum, ucu bana da dokunacak ta ondan. Yoksa, “ko g.tüne rahvan gitsin” dersin, olur biter… <span> </span></font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span><span> </span></font></p>
<p><font face="Times New Roman"><span>                                                                                                          </span>LAYLONCUNUZ</font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/222/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=222&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/20/o-meshur-ucbinbesyuzun-icinde-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>LAYLONCU AŞKI YAZIYOR</title>
		<link>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/03/layloncu-aski-yaziyor/</link>
		<comments>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/03/layloncu-aski-yaziyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2007 22:11:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İSTANBUL SANAT</dc:creator>
				<category><![CDATA[*LAYLONCU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/03/layloncu-aski-yaziyor/</guid>
		<description><![CDATA[AŞK yazacağız demek! Ne güzel! Yaşamdaki en sahici şeylerden biridir aşk. Tekildir, kişiye aittir ve kişiye özeldir. Aşk, insanın kendi kendisine yaşadığı çok az şeyden biridir. Asla bir sanrı değildir. Yani insan kendi kendisini “öyleymiş” gibi kandıramaz. Çünkü aşk, insan vücudunda kontrol edilemeyen kaslarla yaşanan hareket ve değişimlere neden olur. Aklınıza ilk gelenleri silin bakayım! [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=210&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">AŞK yazacağız demek! Ne güzel! Yaşamdaki en sahici şeylerden biridir aşk. Tekildir, kişiye aittir ve kişiye özeldir. Aşk, insanın kendi kendisine yaşadığı çok az şeyden biridir. Asla bir sanrı değildir. Yani insan kendi kendisini “öyleymiş” gibi kandıramaz. Çünkü aşk, insan vücudunda kontrol edilemeyen kaslarla yaşanan hareket ve değişimlere neden olur. Aklınıza ilk gelenleri silin bakayım! Bu hareket ve değişimden kastımız kalp çarpıntısı, terleme, çevre ısısına bağlı olmayan üşüme veya yanma hisleri gibi durumlardır. O ilk akla gelen kontrolsüz hareket meselesinin her daim aşkla ilgisi bulunmaz. Keşke olsaydı…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Aslında lafı burasından devam ettirmeye niyetim yoktu ama kendi yazdığımı düşününce ürperdim. Gerçekten ey okurlar, aşk olmadan seks yapamasaydı uzuvlar, nasıl bir dünya olurdu düşündünüz mü? Herkes aşk çocuğu olarak doğardı. Ve aldatma en azından cinsellik boyutuyla ortadan kalkardı, ırza geçme vak’aları çok çok azalırdı. Seni seviyorum lafına gerek kalmaz veya bu konuda yalan söylenemez olurdu. Hayal etmesi bile güzel…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Neyse biz gerçekliğe dönelim. Aşk tekil bir mevzudur dedim. Evet, gerçekten öyledir. Bir kişinin, bir başka kişiyle ilgili olarak kendi kendisiyle yaşadığı bir durum olarak bireyseldir aşk. Ama mutlaka bir objeye ihtiyaç duyar. Bu objenin gerçek kişi olması dünyevî bir aşkı tanımlar. Ki konumuz da budur zaten. Yoksa uhrevî işlerle bir alakamız mevcut değildir şimdilik.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Bir kişi bir kişiyi görür ve aşık olur. İnsanın kendi gözü ve beyni arasındaki meseledir aşkın başlangıcı. Beyin bazı hallerde zorunluluktan gözün görevini kulaklara yükler. Görme engellilerde durum böyledir. Beynin kendi kendine, bir obje ile başka bir organın ilişki kurmasına izin vermeden bu haltı yemesi ile oluşan aşk sakattır. Yani okuduklarından hiç görmediği, konuşmadığı yazara, umuma yönelik dışa vurumlardan şarkıcıya oyuncuya aşık olmak da aynen böyle sakattır. Çünkü aşk beynin yediği bir halttır ama beyin kendisine, bizzat kendisine bakışıyla veya konuşmasıyla yönelmemiş kişiyle iletişim kuramaz. İletişimsiz aşk et benini veya sivilceyi kanserli tümör sanmaya benzer. Bilgisayar ya da telefon aşklarında da durum farklı değildir! Ama bu gibi ilişkilerde aşka rastlamak (yani hakikisinden) imkânsızdır. Aşk savunma mekanizmalarını gereksiz kılar. Yalan (pardon sanal) ortamda aşk yaşamaya çalışmak ıslanmadan denizde yüzmek istemektir. </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Aşk gayrı iradidir. Aşık olma iradesi yoktur. Aşk bir sözleşme değildir. Aşk, tek taraflı bir işlemdir. Bu yüzdendir ki aşık olmanın mazerete ihtiyacı yoktur. Elde değil, elinde değil, tecellidir, Allahın bir lütfudur aşk. Ancak, piyangodan ikramiye kazanmak değildir aşk. Olsa, olsa piyango bileti, almaktır. İkramiye, aşık olduğunun da sana aşık olmasındadır. Ki bu yılbaşı piyangosunda büyük ikramiye kazanmaktan daha da zordur. Ama bilet almaktan vazgeçemezsiniz. Kazanan talihli için de çekilişten önce kazanma şansı sizinkiyle eşitti. </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Aşık olmakla aşık sanmak, aşığı oynamak çok ama çok farklıdır. Eğer iç organlarınız, vücut kimyanız aşık olduğunuzu doğrulamıyorsa, başka alternatifler sizi bir süreliğine de olsa kandırabiliyorsa, zaman ayrılıkları katlanılır kılıyorsa aşkınızı bir kez daha gözden geçirin. </font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Aşıkla maşuk birbirinden farklı iki kavramdır. Mesele öpüşme durumuyla kıyaslanırsa durum daha kolay anlaşılır. Aşık öpen, maşuk öpülendir. Eğer maşuk da aşıksa ve kendisini öpeni eş zamanlı olarak öpüyorsa,<span>  </span>bingo! Ama dudak-yanak ilişkisinde şanslı olan, dudaklardır. Yanaklarda çok fazla sinir ucu bulunmaz ve insan çok fazla şey hissetmez. Dudaklar öyle mi ya! Tabii ki biz öpüşme derken Fransız öpücüğünü anlamalıyız. Yoksa Rus öpücüğü de dudak-dudak ilişkisi içerir ama aşkla ilgisi yoktur. Tabii komşu öpücüğünün de bunlarla ilgisi olmadığını söylemeden geçemeyiz. Yanaklar birbirine değer, havaya dudak sesi yayılır. Aşk öpüşü yüreğini dudaklarında hissetmek ve beynini tatile çıkarmayı gerektirir.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Aşk ve öpücük metaforunu (mecazını) yalnızca aşkın tek taraflı bir duygu olduğunu anlatmak için kullandım. Yoksa her vantuz özentisi dudakların sahibini aşık sanacak kadar saf değiliz.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Kimi aşkların son kullanım tarihleri yakındır. Kontrol edin ve son kullanma taroho geçmiş olanları atın.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Benden bu kadar sevgili okurlar. Size son kullanma tarihi sizin ömrünüzden uzak, aşkı sizinki kadar maşukla karşılaşmanızı dilerim.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>                                                                       </span>LAYLONCUNUZ </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span><span> </span></font></p>
<p align="center" style="text-align:center;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Notlar</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">BE’ye : </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Son kez deyince insan, yüzü tutmuyor bir daha “son kez son” diyerek yazmaya. Bu notla yetinmelisiniz değerli polemiktaşım!</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Sizden tüm polemiği bir kez daha ve yorgun olmadığınız, kafanızı verebileceğiniz anlarda okumanızı rica ediyorum. Çıktığımız ve geldiğimiz noktayı anlamak ve ders almak için. Ben kendim için yaptım, iyi geliyor, öneriyorum. </font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Kavgada yumruk sayılmaz. Kavganın doğası gereği bazen yumruklar fazla kaçabiliyor. Yoksa siz bu kadar sevdiğiniz ve ithafen oyun yazdığınız CY’ye “arakçı” demezdiniz. Yazdıklarınızın bir kısmını sahici bulmamamın nedeni yalnızca pehlivan edasıyla giriştiğiniz satırlarla ilgili ve sınırlıdır. Yoksa yazdıklarınızdan (polemik-dalaşma-söz kavgası sırasında) “ağız payı verme-aman altta kaldı demesinler” zorlamalarını çıkarınca sizinle aynı fikirde olduğumu söyleyebilirim. Genel geçer (pop) güzellikler (hoşluklar mı demeliyim acaba?) geçeceği ana kadar iyidir. Ama kelebek misali bir ömürdür onların ki. Ve tırtıl hallerini de unutmamak gerekir.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Kavga bitti söyleyelim o zaman; Sting tırtıllıktan çıktıktan sonra güzeldir. Ama sözlerdeki derinliğe dalarak b.kunda boncuk aramayalım yine de…</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">BARON’a:</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Bu iletişim alanında yazdıklarınızla bana cesaret verdiniz. Yanlış anlaşılma korkumu yenmeme vesile oldunuz. Teşekkür ederim.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">.e.’ye:</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Beğenilere dil uzatmamayı öğreneli çok oldu. Ben Ajda Hanımı beğenen ve takdir edenlerin çokluğu ve kendisinin bu beğeni ve takdirler sonucu bu ülkede birçok gerçek sanatçının yanına bile yaklaşamayacağı bir yaşam sürdürmüş olmasından cesaretle bu örneğin üzerine gittim. Ben yaşım gereği herhalde, hep geçmişte kalan sansasyonlarını hatırlıyorum.</font></p>
<p style="text-indent:35.4pt;text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Bu kadar insan yanılıyor olamaz herhalde deyip gönderdiğiniz şarkıyı bir kez daha dinledim. Evet, bu şarkıda kendisinin gerçekleri dile getirdiğini kabul ediyorum. Şarkının kendisi zaten çok iyi ve yorum da sahici (“senin gibi” ifadesinin yerine bir isim konulmadığı sürece daha çok işe yarayabilir</font><span style="font-family:Wingdings;"><span>J</span></span><font face="Times New Roman">). Futbolcu Hakan Şükür için de benzeri şeyleri düşünüyorum. Ama gol attığında ben de alkışlıyorum.</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Yine de yazdıklarımla ilgilenmenizden ve yazılanlar üzerine yazmak zahmetinizden büyük mutluluk duydum. Teşekkür ederim.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">Murat’a:</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Aynen söylediğiniz şeyleri anlatmaya çalıştım. Anlaşılmak ne güzel şey! Atışmalarla kafanız karıştıysa ne mutlu bana ve/veya Binnaz Hanıma. Şüphe bilimin temelidir. Öğrenme sürecini mayonez yapmaya benzetiyorum. Yağ ve yumurta sarısının karışması için iyi bir karıştırıcıya ihtiyaç vardır. </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>İçten ilginize teşekkür ederim.</font></p>
<p><font face="Times New Roman"> </font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman">e.a.e.a’ya:</font></p>
<p style="text-align:justify;margin:0;" class="MsoNormal"><font face="Times New Roman"><span>            </span>Kendimi deplasman takımı gibi hissetmemi sağladınız. Ama hürmetlerinizi almış kadar oldum. Seyircinin tarafsız bir gözle maçı seyrettiğini düşündürdünüz. Teşekkürler.</font></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/istanbulsanat.wordpress.com/210/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/istanbulsanat.wordpress.com/210/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/istanbulsanat.wordpress.com/210/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/istanbulsanat.wordpress.com/210/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/istanbulsanat.wordpress.com/210/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/istanbulsanat.wordpress.com/210/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=istanbulsanat.wordpress.com&blog=864974&post=210&subd=istanbulsanat&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://istanbulsanat.wordpress.com/2007/07/03/layloncu-aski-yaziyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/8b32160029c01fe4b5fbcfb9902518fa?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">istanbulsanat</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>